Gezmekle Değişen Küçük Dünyam
Gezmeyi çok seviyorum. İstanbul’a geldiğimden beri çeşitli yerleri, mekanları keşfedip durdum. Bu hayatta yapmayı en sevdiğim şeylerden birisi yeni yerler keşfetmek olabilir. Ben Adana’da yaşıyordum. Bu yıl İstanbul’a üniversite için geldim. İlk defa aile evinden farklı bir yerde yaşamayı kendi başıma yeni tecrübeler edinmeyi öğrendim. Sosyal medya hesaplarından bir sürü hesaplara abone oldum karşıma çıkan yeni yerlerin isimlerini sürekli bir kenara kaydediyorum. Not alıyorum. Daha sonrasında eğer bulunduğum konuma yakınsa oraya gidiyorum beğenirsem arkadaşlarıma veya tanıdıklarıma tavsiye ediyorum. Okulumun merkezi konumunun da gezmemde çok faydası olduğunu düşünüyorum. Üniversitenin dev bir kampüsünün olması benim için hiçbir zaman önceliğim olmadı. Benim için İstanbul’un kendisi koskocaman bir kampüs. İnsanlar hep aile evinden ayrılmanın çok zor bir şey olduğunu ilk aylarda sürekli geri dönmek istediklerinden hatta ağladıklarından bile bahsetmişlerdi ben İstanbul’a gelmeden önce. Bu ilk başlarda benim için ufak bir tedirginlik uyandırsa da İstanbul’a geldikten sonra hiç de öyle olmadığını fark ettim. Hatta o kadar çabuk alıştım ki yeni hayatıma ben bile kendime inanamadım. Lise zamanlarımda fazla evden çıkmayan daha içe kapanık bir kızken bu şehir değişikliği bana oldukça iyi geldi hatta hayatımı çok güzel etkiledi. Gezmeyi en sevdiğim bölgelerden birisi öncelikle o eşsiz mimarisiyle, tarihi binalarıyla her insanın dönüp dolaşıp bir daha bakmak isteyeceği, fotoğraflar çekildiği Beyoğlu. Her gün gitsem yine sıkılmam diyebileceğim bir bölge. Arkasından Karaköy, Beşiktaş, Balat, Arnavutköy, Bebek geliyor. Tek tek hepsini anlatmaya çalışsam kelimelere sığmaz. Bir sonraki yazımda daha detaylı olarak anlatmayı planlıyorum.


