FETÖ Gerçekleri — 4
Aktüel meselelere gelelim!
15 Temmuz’un Faili Kim?
15 Temmuz’un faili konusunda iki uç görüş var:
1- İktidarın ileri sürdüğü ve toplumda kim olursa olsun aksini iddia edenin cezalandırıldığı, bu nedenle muhalif siyasi liderlerin bile aksini iddia edemediği planlayan ve uygulayanın Gülen Cemaati olduğu,
2- Gülen Cemaati’nin darbeden asla haberi olmadığı, tenkile sebep üretmek için bir tiyatro sergilendiği,
Geçen hafta Anadolu Ajansı bir kez daha, 15 Temmuz’dan sonra iktidara ilk desteğini açıklayan ve Ankara’ya ilk destek ziyaretini yapanın İngiltere olduğunu paylaştı. O dönem bu, benim de dikkatimi çekmişti. Daha sonra İngiltere istihbarat servisi MI6'nın başına geçip, 5 yıl yönetecek olan dönemin Türkiye Büyükelçisi Richard Moore, 15 Temmuz’un hemen sonrasında iktidar ile paralel açıklamalar yapıyordu. Darbeden 1 yıl sonra İngiltere 15 Temmuz hakkında resmi bir rapor hazırladı. Rapor, iktidarın ve Moore’un açıklamalarının aksine objektif bir şekilde 15 Temmuz’u ele alıyordu. Rapora göre 15 Temmuz’un katılımcıları 4 kategoride sınıflandırılıyor:
1- Gülenistler
2- Orduyu laikliğin güvencesi gören, PKK’ya karşı sertlik yanlısı Türk Milliyetçisi Kemalistler
3- İdeolojik bir eğilimi olmayan, ordudaki makam ve mevkisini korumak veya yükseltmek isteyenler
4- Komutanları tarafından kandırılıp, girişime dahil edilenler
İnkar edilemez bu gerçeğe rağmen iktidar ve muhalefet, “15 Temmuz Fetö Darbesidir” algısını işlemeye başladı. 10 yıl sonra bugün bile hala aynı algıya oynanıyor. Muhalefet liderleri bile doğru olmadığını bilmelerine rağmen hala bu algıyı dillendiriyorlar. Oysa 2017'deki raporunda, iktidarın hemen suçu Gülenistlere yıkıp, buna yönelik propaganda yapmasını İngiltere şöyle değerlendiriyor:
“Tanıklarımızdan bazıları darbeyi destekleyen çeşitli gruplar hakkında teoriler ortaya koymuş olsa da, Türk hükümeti suçu münhasıran Gülencilere atmaktadır. Darbe girişiminin sorumlularının Gülenciler olduğu algısı, AK Parti ve Türk hükümetiyle sınırlı değildir. Türkiye’de yaptığımız görüşmeler sırasında bu görüşü çok çeşitli kesimlerden dinledik. Suçu yalnızca Gülencilerin üstüne atmak, hükümetin Türkiye’deki kamuoyunu etkileyen konumlarda bulunan ve Gülenci olarak algılanan kişileri kökünden söküp ortadan kaldırma çabasını meşrulaştırdığı ve sürdürdüğü için özellikle önemlidir. Bu gözaltı ve görevden alma kampanyasının kökenleri darbe girişiminden önceye dayanmaktadır ve darbe girişiminin ardından Türkiye’de ilan edilen olağanüstü hal kapsamında verilen yetkilerin kullanılmasıyla önemli ölçüde yoğunlaşmıştır; Cumhurbaşkanı Erdoğan, görünüşe göre bu nedenle darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak nitelemiştir. ”
2017'de İngiltere’nin yaptığı bu tespitleri herkes bilmesine rağmen sadece sınırlı sayıda kişi dile getirebiliyor. Muhalif kesimleri dahil kamuoyu, iktidarın propagandasına esir durumda.
Raporda, “terorist tanımına” yani “FETÖ” nitelemesine de dikkat çekiliyor ve hükümetin 15 Temmuz’dan önce 2015'te, Gülenistleri “FETÖ” olarak nitelendirip, terorist ilan ettiğini beyan ediyor.
Yine raporda, hükümetin 15 Temmuz’un failinin Gülenistler olduğuna dair doğrudan bir delil sunamadığını, delil olarak çoğunlukla “itiraflar” sunulduğunu, itirafları delil diye sunulan Yarbay Levent Türkkan’ın işkence görmüş resimlerinin basında yayınlanmasına atıf yapıp, itirafların işkence altına alınmış olabileceğini, bu nedenle doğru olarak kabul edilebilir bulunamayacağı ifade ediliyor ve Jenkins’in şu değerlendirmesi paylaşılıyor:
“Aylar süren yoğun sorgulamalara rağmen, darbenin nasıl planlandığına veya koordine edildiğine dair henüz ikna edici hiçbir kanıt kamuoyuna açıklanmamıştır. Şüphesiz ki, böyle bir kanıt ortaya çıkmış olsaydı, Türk yetkililer bunun kamuoyuna duyurulmasını sağlardı.”
10 yıl sonra bile hala bu konuda net bir resim yok.
Raporda, Gülenistlerin bir terör yapılanması olup olmadığı da sorgulanıyor ve Alan Duncan’ın şu net ifadesi paylaşılıyor:
Get Mütefekkir’s stories in your inbox
Join Medium for free to get updates from this writer.
“Bence, terör örgütü olarak nitelendirmemize gerekçe teşkil edecek bir kanıt olduğunu söyleyemeyiz”
Alan Duncan, 15 Temmuz’dan hemen sonra Türkiye’yi ilk ziyaret eden ve İngiltere’nin hükümete desteğini sunan bakandır. Geçen hafta, 15 Temmuz’un 10. yılı nedeni ile Anadolu Ajansı’nın Londra ofisini ziyaret etmiş birisidir. İşte bu kişi, “Gülenistleri, terör örgütü ilan edebilecek bir delil yok.” diyor.
Raporda, hükümetin ABD’ye 80 kutu “delil” sunarak Gülen’in iadesini istediği, ancak ABD yargısının bu konuda birşey yapmadığı vurgulanmış ve bazı Gülenistlerin 15 Temmuz’a dahil olduğuna dair kanıtlar olsa da örgütün tamamına ve liderine dair “itiraflar” ve dolaylı iddialar dışında kesin kanıt olmadığı vurgulanmıştır.
Raporda, Gülenistlere şeffaflık eleştirisi yapılmakla birlikte, Dışişleri Bakanlığı’nın “Gülenistlerin terör örgütü olarak tanımlanmasını haklı gösterecek kanıt yok.” görüşüne, parlementonun katıldığı vurgulamaktadır.
Rapor sonunda parlemento, İngiltere Dış İşleri Bakanlığı(FCO)’na Türk hükümetinin açıklamalarını genel olarak kabul ettiği eleştirisi getiriyor ve bazı Gülenistler darbeye karışsa da, bunun Gülenistlerin darbeden sorumlu olduğu ve liderinin darbeyi yönettiği anlamına gelmeyeceği vurgulanıyor. Yine FCO’yu, İngiltere hükümetinin Türk hükümetine verdiği desteği desteklemeye çalıştığı ve bağımsız bir analiz sunamadığı için eleştiriyor.
İngiltere’nin 2017'de yayınlanan 15 Temmuz raporu:
https://publications.parliament.uk/pa/cm201617/cmselect/cmfaff/615/61507.htm
İsmail Saymaz’ın bir programda söylediği “Fetö’den atılanların %95'i 15 Temmuz’a karışmamış.” şaşkınlığını da buraya ekleyelim.
Gerçek budur:
- 15 Temmuz’a dahil olan herkes “fetöcü” değildir.
- Fetö gerekçesi ile ihraç edilen, tutuklanan askerlerin çok çok azı dışında 15 Temmuz’a dahil olan yoktur.
- Komutanları tarafından “tatbikat” ve “terör alarmı” şeklinde kandırılarak o gece dışarı çıkarılan ve darbe girişiminden tutuklanan ve hapiste olan çok sayıda asker vardır.
- Gülenistlerden bazıları darbeden haberdardı ve bazıları darbe girişimine dahil oldu.
- Erdoğan, Gülen Cemaati’ni 2015'te “terör örgütü” olarak ilan etmiştir. Cemaatin terör örgütü olarak ilan edilmesinin 15 Temmuz ile ilgisi yoktur.
- Erdoğan hükümetinin FETÖ tezleri, ABD ve UK başta olmak üzere hiçbir gelişmiş ülkede inandırıcı bulunmamaktadır.
- UK raporunda belirtildiği gibi “Darbenin nasıl planlandığına veya koordine edildiğine dair” kesin bir kanıt geçen 10 yıla rağmen hala ortaya konulamamıştır. Darbenin lideri kim, darbe olsa kim cumhurbaşkanı, kim başbakan, bakanlar kimler olacaktı belli değil. “İtiraflar” dışında somut bir tek kanıt yok. 10 yıla rağmen daha Cumhurbaşkanı’nın darbeyi ne zaman kimden öğrendiğini bile bilmiyoruz.
- “15 Temmuz FETÖ Darbesi” söylemi iç kamuoyunu konsolide etmeye yönelik bir algı operasyonudur. Boğaz Köprüsü’nün adının değiştirilmesinden 15 Temmuz’un tatil edilmesine, çekilen dizi ve filmlerden sokaklara, caddelere, okullara 15 Temmuz ile ilgili isimler verilmesine kadar tüm faaliyetler bu algıyı toplumda yerleştirmek içindir.
“15 Temmuz FETÖ Darbesi” söylemi de “Cemaat darbeyi bilmiyordu” söylemi de doğru değil. İkinci önerme, genele teşmil edildiğinde haklılık payı var. Çünkü, cemaatin kahir ekseriyyeti bilmiyordu. Ancak bilen birileri vardı ve bir şekilde dahil olundu. Bu durumu, Kemal Sunal’ın Şener Şen ile repliğine benzetiyorum:
Hüsameddin Komutan, düşman hatlarına sızma ve düşman komutanını kaçırmaya yönelik bir plan yapar. Bu planı uygulamak için bir gönüllü ister. Arkası dönükken gönüllü olmak isteyenin 3 adım öne çıkmasını ister. Çizgi halinde dizilmiş birlikte, herkes 3 adım geri gidince gönüllülük Şaban’a kalmış olur.
Bir emir verildi. Önceden anlaşanlar 3 adım geri çekilince ihale Gülenistlere kaldı.






