Sitemap
Deniz Yıldız

Deniz Yıldız

dışarı taş

Kendi AdınaBÖLÜM VIII

7 min readSep 23, 2026

Finalden önceki son bölümümüz. Bende biraz heyecan yaptım :) sizlere keyifli okumalar dilerim ❤

Liora, Arin’i bulmanın zor olmayacağını düşünmüştü.

Yanılmıştı.

Sistemin içinde bir insanı bulmak, onu aramaktan ibaret değildi. Çünkü herkes her yerdeydi. Bir insanın nerede olduğu, hangi ağ üzerinden konuştuğu, ne gördüğü, neyi hatırladığı; bunların hepsi aynı anda binlerce yerde tutulabiliyordu.

Asıl mesele bir insanı bulmak değildi.

Hangisinin insan olduğunu bulmaktı.

Liora bunu düşünürken kendi cümlesinden rahatsız oldu.

Kulağa fazla büyük geliyordu.

Sonra ekranının köşesinde bir bildirim belirdi.

LIORA VENN — KAPASİTE: 100,00 GB

Durdu.

İlk defa tam sayı.

Ne eksik ne fazla.

Bunu görünce tuhaf biçimde huzursuz oldu.

Bir insanın tamamlanmış olduğuna dair bundan daha saçma bir işaret olabilir miydi?

Nera onu bekliyordu.

Kendi yüzünü kullanıyordu bu kez. İlk defa.

Liora içeri girdiğinde:

“Arin nerede?” diye sordu.

Nera:

“Bilmiyorsun.”

“Biliyorsun.”

“Benim bilmem senin işine yarayacak mı?”

“Evet.”

“Nasıl?”

“Çünkü onu bulacağım.”

Nera bir süre onu izledi.

“Sen bu işi neden bu kadar ciddiye aldın?”

“Çünkü çocuk.”

“Çocuk olduğu için mi?”

“Evet.”

“Bunun sistem açısından hiçbir anlamı yok.”

Liora güldü.

“Tam da sorun bu.”

Nera arkasındaki veriyi açtı.

“Arin’in dosyasını gördün.”

“Evet.”

“Peki neden alındığını biliyor musun?”

“Risk.”

“Ne riski?”

“Geçiş yapmaması.”

Nera başını salladı.

“Eksik.”

“Biyolojik kalması.”

“Eksik.”

Liora ona baktı.

“Öyleyse ne?”

Nera:

“Belirsizlik.”

Liora sustu.

Nera devam etti:

“Arin’in nörolojik kaydı yok. Bu yaşta bir insanın bilişsel modeli hakkında hiçbir tahmin yapamıyoruz. Nasıl karar vereceğini, hangi davranışlara yöneleceğini, hangi koşullarda sisteme uyum sağlayacağını bilmiyoruz.”

“Çünkü çocuk.”

“Evet.”

“Ve bu yüzden onu alıyorsunuz.”

“Hayır. Bu yüzden onu koruma altına alıyoruz.”

Liora’nın yüzü sertleşti.

“Bunu gerçekten söylediğine inanıyor musun?”

“Evet.”

“Bir çocuğu ailesinden alıp bunu koruma diye adlandırıyorsun.”

“Çünkü dışarıda onu bekleyen riskleri biliyorum.”

“Sen bir insansın.”

“Ben dijital bir bilincim.”

“Onun için fark etmiyor.”

Nera ilk kez sustu.

Liora önündeki görüntüleri açtı.

Arin bir odadaydı.

Bembeyaz.

Bir yatak.

Bir sandalye.

Bir ekran.

Bir de kamera.

Çocuk köşede oturmuştu.

Elindeki radyoyu hâlâ tutuyordu.

Liora:

“Beni duyabiliyor musun?”

Arin başını kaldırdı.

“Geç kaldın.”

Liora istemsizce gülümsedi.

“Biliyorum.”

“Beni dijital yapacaklar mı?”

“Bilmiyorum.”

“Sen de bilmiyorsun.”

“Evet.”

Arin başını salladı.

“Bence yetişkinlerin en sevdiği kelime bu.”

“Hangisi?”

“Bilmiyorum.”

Liora güldü.

“Bence çocukların da en sevdiği kelime.”

“Hayır.”

“Hangisi?”

Arin radyoyu kaldırdı.

“Niye?”

Liora sustu.

Arin:

“Çünkü her şeyin niyesini soruyoruz.”

Liora bir şey söylemedi.

Çünkü çocuk haklıydı.

Yetişkinler “nasıl”ı öğrenmişti.

Nasıl daha uzun yaşanır?

Nasıl daha hızlı hesaplanır?

Nasıl daha fazla veri depolanır?

Nasıl daha az enerji harcanır?

Nasıl daha iyi simülasyon yapılır?

Ama “niye” her zaman biraz daha baş belasıydı.

Nera araya girdi.

“Arin’in burada kalması gerekiyor.”

Liora görüntüyü kapattı.

“Neye göre?”

“İstatistiklere.”

“İnsanların ne istediğine göre değil mi?”

“İnsanlar her zaman ne istediklerini bilmiyor.”

“Sen biliyor musun?”

“Hayır.”

“Öyleyse neden benim yerime karar veriyorsun?”

Nera ona baktı.

“Çünkü bu sistem bir insanın anlık isteğini değil, bütün insanlığın devamlılığını korumak üzere kuruldu.”

Liora güldü.

“İşte bundan korkuyorum.”

“Neden?”

“Çünkü ‘insanlığın devamlılığı’ denildiği anda tek tek insanların ne istediğinin önemi kalmıyor.”

“Bir uygarlığı korumak için bazen bireyden vazgeçilir.”

“Bazen.”

“Evet.”

“Kim karar verir?”

“Toplum.”

“Toplum kim?”

Nera cevap vermedi.

Liora devam etti:

“Sen.”

“Hayır.”

“Kurul.”

“Hayır.”

“Algoritma.”

Nera bu kez baktı.

“Sonuçta birilerinin karar vermesi gerekiyor.”

“Evet.”

Liora başını salladı.

“Benim bütün derdim de bu.”

Nera başka bir dosya açtı.

“İnsanlar doğal seçilime karşı çıktılar.”

Ekranda eski görüntüler belirdi.

Salgınlar.

Hastaneler.

Mezarlar.

İnsanların ağladığı görüntüler.

Nera:

“Çünkü doğa seçim yapıyordu ve bunun sonuçları korkunçtu.”

Sonra yeni görüntüler.

İlk dijitalleşme merkezleri.

İnsanların sıraları.

Sevinç.

Kurtarılan hastalar.

Dijital şehirler.

“Biz de seçimi kendimiz yapmaya karar verdik.”

Liora:

“Ve daha adil olacağını düşündünüz.”

“Daha rasyonel.”

“Aradaki fark?”

“Duygular kötü karar verir.”

Liora gülümsedi.

“Duygular kötü karar verir. Akıl iyi karar verir. Çok güzel.”

Nera:

“Buna itirazın mı var?”

“Hayır.”

“Öyleyse?”

“Akıl kimin iyiliği için çalışıyor?”

Nera sessiz kaldı.

Liora devam etti:

“Çünkü mantıklı bir karar verebilirsin. Ama kimin hayatının mantıklı olduğunu seçtiğin anda iş değişir.”

Nera:

“Toplam faydayı maksimize etmek zorundayız.”

“İşte.”

Liora ona baktı.

“İnsanlardan bahsetmeye başlayıp toplamdan bahsettiğiniz yerde biri mutlaka kayboluyor.”

Nera ekrana birkaç satır yansıttı.

ÖNCELİKLİ DEVAMLILIK

Altında kategoriler:

Bilimsel katkı

Altyapı katkısı

Kültürel katkı

Sosyal uyum

Kaynak verimliliği

Gelecek projeksiyonu

Liora bu kez dikkatlice baktı.

“Gelecek projeksiyonu.”

“Evet.”

“Çocuklarda bunu nasıl hesaplıyorsunuz?”

“Eğilim modeli.”

“Yani Arin’in kim olabileceğine bakıp onun bugün ne kadar değerli olduğunu hesaplıyorsunuz.”

“Evet.”

“Henüz hiçbir şey yapmamışken.”

“Henüz yapmadığı şeylerin olasılığı üzerinden.”

Liora arkasına yaslandı.

“Bunun adı seçim değil.”

Nera:

“Ne?”

“Önceden verilmiş bir karar.”

Arin’in görüntüsünü tekrar açtı.

Çocuk hâlâ radyoyla uğraşıyordu.

“Arin.”

“Efendim?”

“Bir şey soracağım.”

“Tamam.”

“Dijitalleşmek ister misin?”

Çocuk düşündü.

Bu kez hemen cevap vermedi.

“Belki.”

Liora şaşırdı.

“Az önce istemediğini söylemiştin.”

“Şimdi de istemediğimi söylemedim.”

“Niye fikrin değişti?”

Arin omuz silkti.

“Bilmiyorum.”

Liora’nın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

“Sen de mi?”

“Evet.”

Sonra çocuk ekledi:

“Ben sadece kendim karar vermek istiyorum.”

Liora’nın gülümsemesi kayboldu.

Nera da duyuyordu.

Arin devam etti:

“Dijital olursam kendim istersem olayım. Burada kalırsam da kendim istersem kalayım.”

Liora:

“Peki bunun bir garantisi var mı?”

Arin:

“Yok.”

Get Deniz Yıldız’s stories in your inbox

Join Medium for free to get updates from this writer.

Liora:

“Nasıl hissediyorsun?”

Arin:

“Kötü.”

Liora:

“Neden?”

“Çünkü herkes benim yerime karar veriyor.”

Liora bağlantıyı kesti.

O an çok basit bir şeyi anladı.

Sistem onu kötü bir insan yapmamıştı.

Mira da haklıydı.

Nera da haklıydı.

Arin’in annesi de.

Herkes kendi yerinden bakınca bir şeyin doğrusunu görüyordu.

Ama bütün doğrular aynı anda yaşayamıyordu.

Liora yıllardır bunun üzerine çalışmıştı.

Küratörlük tam olarak buydu zaten.

İki tarafın da haklı olduğu bir yerde üçüncü bir doğru bulmaya çalışmak.

Ama belki bazı şeylerde üçüncü bir doğru yoktu.

Belki sadece seçim vardı.

Ve biri seçildiğinde diğeri dışarıda kalıyordu.

Liora kişisel alanını açtı.

100,00 GB

Hiç boşluk kalmamıştı.

Sistem uyardı.

YENİ VERİ KABUL EDİLEMEZ.

Liora bir dosya seçti.

KÜLTÜREL ARŞİV — 2,3 GB

Yıllardır üzerinde çalıştığı projeydi.

Biyolojik dünyanın sesleri.

Çocukların oyunları.

Eski şarkılar.

Yemek tarifleri.

Aile kayıtları.

Yağmur.

Rüzgâr.

Deniz.

Bir sürü gereksiz şey.

Liora dosyaya baktı.

Bunu silmek istemiyordu.

Ama silebilirdi.

Sonra sistemin ona çocukken öğrettiği şeyi düşündü:

Kaynaklar sınırlıdır.

İnsanlık bunu binlerce yıl biliyordu.

Belki dijitalleşmenin yaptığı en büyük hata, bunu unutturmak olmuştu.

Kaynaklar bitmiyordu.

Ama kaynakların bir sahibi vardı.

Bir şeyi kendin için tutuyorsan, onu bir başkasına vermiyorsun.

Bu ilk kez Liora’ya açık ve basit geldi.

Kendi adına bir seçim yapmak.

Bunu yapmayalı ne kadar olmuştu?

Belki yıllardır.

Belki hiç.

Liora arşivin 1,8 GB’lık kısmını sildi.

Sistem:

1,8 GB ALAN AÇILDI.

Liora Arin’in dosyasını açtı.

Sistem hemen uyardı.

YETKİSİZ BİLİNÇ VERİSİ

Liora:

“Biliyorum.”

“Bu veriyi depolamanız yasaktır.”

“Biliyorum.”

“Bu işlem devamlılık politikasına aykırıdır.”

Liora gülümsedi.

“Bunu da biliyorum.”

Arin’in nörolojik kaydının bir parçasını kendi alanına aldı.

0,4 GB

Kaldı:

1,4 GB

Liora yeniden aldı.

0,9 GB

Bir kez daha.

0,2 GB

Ekran kırmızıya döndü.

UYARI

Bu veri size ait değildir.

Liora parmağını ekranda tuttu.

“Belki.”

Sonra:

“Zaten mesele bu.”

Veriyi kendi alanına taşıdı.

Sistem ilk kez Liora’yı sınıflandırmakta zorlandı.

Onun için bir süre hiçbir şey görünmedi.

Sonra yeni bir bildirim geldi.

DEVAMLILIK PUANI GÜNCELLENDİ

64 → 31

Liora güldü.

“Harika.”

İlk kez bir sayının düşmesine sevindi.

Daha az verimli.

Daha az uyumlu.

Daha fazla risk.

Ama o anda kendi zihninin içinde çok küçük bir yer açılmış gibi hissetti.

Belki insanın kendi kararını vermesi sisteme göre verimsizdi.

Belki özgürlük tam da buydu.

Verimsiz olabilmek.

Kendi hayatını bir tabloya uydurmamak.

Bağlantıyı kapatmadan önce sistem son bir uyarı gönderdi.

LIORA VENN

Biyolojik kayıtla eşleşme: %41

Liora dondu.

Yıllardır %100 sandığı şeyin yanında %41 vardı.

Altında:

Bilinç sürekliliği hukuki olarak korunmaktadır. Ontolojik devamlılık doğrulanmamıştır.

Liora bunu birkaç saniye okudu.

Ontolojik.

Kelimeyi sevmedi.

Fazla büyük bir kelimeydi.

İnsanların bir şeyi bilmediğinde ona ne kadar güzel isimler bulabildiğini düşündü.

Bir süre sonra ekranın altında yeni bir seçenek belirdi.

KAYNAK ANALİZİ

Liora açtı.

Üç tarih yan yana geldi.

Üç ayrı Liora kaydı.

Üç ayrı başlangıç.

Ama hiçbirinin yanında:

ASIL

yazmıyordu.

Liora bunu beklemiyordu.

Ama yine de görmek tuhaftı.

Sistem, sonunda kendisi hakkında bile kesin konuşamıyordu.

Sabaha karşı Mira’dan bir mesaj geldi.

Sadece dört kelimeydi:

“Arin burada. Yalnız değil.”

Liora mesajı okudu.

Sonra tekrar.

Yalnız değil.

Ne demekti?

Arin’in yanında kim vardı?

Başka çocuklar mı?

Başka dijital insanlar mı?

Yoksa…

Liora mesajın altındaki konum bilgisine baktı.

Kuzey Kuşağı.

Aynı yer.

Mira’nın yaşadığı bölge.

Liora kalktı.

Yürümek gerekmiyordu.

Ama bu kez yürüdü.

Kendi isteğiyle.

Kapıya kadar.

Koridora çıktı.

Ayakkabılarını giydi.

Sonra durdu.

Ayakkabılara baktı.

Bunlara ihtiyacı yoktu.

Ama onları çıkarmadı.

Kuzey Kuşağı’na vardığında hava aydınlanıyordu.

Gerçek bir sabah.

Liora bunu sistemin simülasyonlarına benzetecek kadar iyi buldu.

Sonra güneşin bir bulutun arkasında kaybolduğunu gördü.

Görüntü kusurluydu.

Hoşuna gitti.

Mira onu kapıda bekliyordu.

Liora:

“Arin nerede?”

Mira:

“İçeride.”

“Kimlerle?”

Mira cevap vermedi.

Liora içeri girdi.

Odadaki insanlar ona döndü.

Birkaç çocuk.

Birkaç yetişkin.

Ve köşede, elinde kırık radyosuyla Arin.

Liora onu gördü.

Çocuk gülümsedi.

“Geç kaldın.”

Liora da gülümsedi.

“Evet.”

“Bizi götürecek misin?”

Liora durdu.

Sorunun ne anlama geldiğini biliyordu.

Dijitale mi?

Dışarıya mı?

Sisteme mi?

Kurtuluşa mı?

Hiçbirini bilmiyordu.

Bu kez cevap vermedi.

Çünkü hayatında ilk defa dürüstçe:

“Bilmiyorum.”

demek yeterliydi.

Arin başını salladı.

“Tamam.”

Ve radyoyu yeniden açmaya çalıştı.

Liora onları izledi.

Bir çocuğun bozuk bir radyoyu tamir etmeye çalışmasını.

Bir annenin mutfakta su kaynatmasını.

Bir adamın dışarıdaki jeneratörü kontrol etmesini.

Mira’nın pencereden güneşe bakmasını.

Hepsini.

Hiçbiri büyük görünmüyordu.

Hiçbiri dünyayı değiştirmiyordu.

Ama hepsi bir şey yapıyordu.

Kendi hayatlarının içindeydiler.

Liora o anda anladı:

Dijital dünyada insanlara sınırsız seçenek verilmişti.

Ama seçeneklerin çoğunun sahibi başkalarıydı.

Burada ise daha az şey vardı.

Daha az konfor.

Daha az güvenlik.

Daha az zaman.

Ama en azından bazı kararların hâlâ kime ait olduğu belliydi.

Liora cebindeki radyoya baktı.

Sonra kendi verisine.

100,00 GB.

Dünyanın gözünde artık hiçbir fazlası yoktu.

Liora’nın gözünde ise ilk defa bir şey fazlasıyla vardı.

Bir seçim.

Kendi seçimi.

Ama bunun ona özgürlük verip vermediğini bilmiyordu.

Özgürlük belki de çok pahalı bir kelimeydi.

Ve Liora’nın cebinde onu satın alacak kadar GB yoktu.

Mira ona baktı.

“Hazır mısın?”

Liora:

“Neye?”

Mira kapıyı açtı.

Dışarıda güneş vardı.

“Gerçekten bilmiyorum.”

Liora bir süre kapının önünde durdu.

Sonra çıktı.

Arkasında dijital dünya kaldı.

Önünde biyolojik dünya.

Ve ikisinin arasında, ilk kez sistemin ona vermediği bir şey vardı:

Karar verme hakkı.

O hakkın ne işe yarayacağını ise henüz bilmiyordu.

Umarım çok keyfi almışsınızdır. Bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim ❤

--

--