Osmanlı neden tarihin tozlu raflarına kalktı?
Dönemin Osmanlısı kendini devlet-i ebed müddet, yani sonsuza dek var olacak bir devlet olarak görüyordu. Bu, yalnızca Osmanlı’ya has bir düşünce yapısı değildi. Örneğin, Romalılarda da imperium aeternum, yani ebedî imparatorluk düşüncesi hâkimdi.
1302 yılında küçük bir beylikken, 1700'lü yıllarda en geniş sınırlarına ulaşan Osmanlı, bu süreçte birçok badire atlatmış, savaşlar kazanmış ve döneminin en büyük imparatorluğu hâline gelmişti. Böyle düşünen bir devletin bu özgüveni elbette normaldi. Kendinden daha güçlü her devleti alt etmiş, İstanbul’u almış, Bizans’ı bitirmiş, Haçlıları püskürtmüştü.
Böyle bir devlet, kendini evrenin merkezi hissedebilirdi ve belki de öyleydi. Ancak, bugünün dünyasında olduğu gibi, o dönemde de süreçler hızla değişebiliyordu…
Osmanlı şöyle düşünüyordu:
“Evrenin merkezi İstanbul’dur ve Sultan’ın dostluğunu arzulayan zavallılara kapılar sonuna kadar açıktır.”
18.yüzyılın sonuna doğru geldiğimizde, tüm devletler birbirlerinden haberdar olabilmek için daimi elçilik sistemini kullanırken, Osmanlı’nın hiçbir ülkede daimi elçiliği yoktu. Kendini dünyanın merkezi olarak görmek…







