Sitemap

Realizm ve Ulusal Otonomi Arayışları (Rusya ve Türkiye Vaka Analizi)

15 min readNov 8, 2025

--

I. Giriş: Kopuş, Realizm ve Ulusal Otonomi Kavramsal Çerçevesi

A. Çalışmanın Amacı, Kapsamı ve Yapısı

Bu çalışmanın temel tezi, Samir Amin’in çevre ülkelere önerdiği Kopuş (Déconnexion/Delinking) stratejisinin, tarihsel ve güncel uygulamalarda Marksist bir dönüşüm projesi olmaktan ziyade, Realist güvenlik ve rejim bekası dinamikleri doğrultusunda yeniden yorumlandığıdır. Amin’in teorik çerçevesi, kapitalist dünya sisteminin çevre ülkeleri bağımlı kılan yapısına karşı bir ekonomik-siyasal kopuşu hedeflerken; pratikte bu kopuş girişimleri, çoğu zaman ulusal egemenliğin korunması ve jeopolitik özerklik arayışı gibi Realist reflekslerle iç içe geçmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde şekillenen Millî İktisat politikaları, bu araçsallaştırmanın zorunlu ve kalkınma merkezli bir formunu temsil ederken; çağdaş dönemde Rusya Federasyonu’nun “Egemen Runet” projesi ve de-dolarizasyon stratejisi, benzer bir kopuş arayışının otoriter, güvenlik odaklı bir varyantını yansıtmaktadır.

Bu bağlamda çalışmanın kapsamı üç düzeyde ilerlemektedir:

  1. Kuramsal düzeyde, Amin’in Kopuş Teorisi’nin ekonomik ve siyasal mekanizmaları açıklanacaktır.
  2. Teorik eleştiri düzeyinde, Realizmin güç, güvenlik ve özerklik kavramları üzerinden bu mekanizmalar sorgulanacaktır.
  3. Uygulama düzeyinde, Türkiye’nin erken Cumhuriyet döneminden itibaren benimsediği ulusal kalkınma stratejileri ile Rusya’nın dijital egemenlik ve finansal bağımsızlık politikaları karşılaştırmalı olarak analiz edilecektir.

Bu analiz, kopuşun her iki örnekte de sistemin dışına çıkıştan ziyade, sistemdeki konumun yeniden tanımlanması anlamına geldiğini; dolayısıyla ekonomik bağımsızlık arayışının, Realist mantıkta ulusal otonominin bir aracı haline dönüştüğünü gösterecektir.

B. Samir Amin’in Kariyeri ve Kopuş Teorisi’nin Tanımı

Samir Amin (1931–2018), Marksist ekonomi politiğin sistem eleştirisini dünya ölçeğine taşıyan en etkili düşünürlerden biridir. Onun entelektüel mirası, kapitalist dünya ekonomisinin yapısal eşitsizliklerini merkeze alır ve özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde çevre ülkelerin neden kalıcı bir bağımlılık döngüsüne hapsolduğunu açıklamaya yöneliktir. Amin’e göre azgelişmişlik bir “doğal durum” değil, merkez ülkelerin çıkarları doğrultusunda yeniden üretilen bir ekonomik düzenin sonucudur.

Bu çerçevede geliştirdiği Kopuş Teorisi (Déconnexion/Delinking), çevre ülkelerin kapitalist dünya sistemine pasif biçimde entegre olmak yerine, bilinçli bir ekonomik ve siyasal ayrışma sürecine girmesi gerektiğini savunur. Kopuş, küresel sermaye birikiminin dayattığı eşitsiz mübadele ve sermaye bağımlılığı zincirini kırmayı hedefler. Bu model, ekonomiyi dış taleplerden çok iç pazara, üretim kapasitesine ve ulusal kalkınma dinamiklerine dayandırır.

Amin’in önerdiği bu yaklaşım, özellikle 1970’ler ve 1980’lerde Türkiye’de yürütülen azgelişmişlik, emperyalizm ve üretim tarzı tartışmalarına teorik bir yön kazandırmıştır. Dönemin sol iktisat düşüncesinde Çağlar Keyder, Şevket Pamuk ve Fikret Başkaya gibi isimler, Amin’in kavramsal çerçevesini kendi tarihsel analizlerine uyarlamış; böylece Kopuş, sadece ekonomik bir strateji değil, bağımlılıktan kurtulma ve ulusal otonomi inşasının teorik zemini haline gelmiştir.

Amin’in kariyerinin genel hattı, Marksist ekonomi politikten yola çıkıp, küresel kapitalizmin mekânsal ve jeopolitik hiyerarşisini açıklamaya uzanır. Bu yönüyle, onun teorisi sadece bir kalkınma modeli değil, aynı zamanda sistemin dışında kalmanın politik bedelini de tartışan bir düşünsel çerçevedir.

II. Kopuş Teorisi’nin Kuramsal İncelenmesi ve Realist Perspektiften Eleştirisi

A. Kopuşun Mekanizmaları ve Epistemolojik Sınırları

Samir Amin’in geliştirdiği Kopuş Teorisi, yüzeyde bir dış ticaret kısıtlaması ya da klasik korumacılık politikası olarak okunamaz. Bu teori, çok daha derin bir yapısal dönüşümü öngörür: üretim tarzlarının yeniden tanımlanması, toplumsal formasyonların yeniden düzenlenmesi, iç pazara dayalı planlamanın güçlendirilmesi ve teknolojik gelişimin ulusal kontrol altına alınması. Başka bir deyişle, Kopuş yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda epistemolojik ve ideolojik bir kopuştur — yani, çevre ülkelerin düşünsel ve kurumsal bağımlılığını da sonlandırmayı hedefler.

Ancak bu teorik bütünlük, uygulama alanına taşındığında önemli sınırlarla karşılaşır. Erken dönem Marksist tartışmalarda, özellikle Louis Althusser’in “epistemolojik kopuş” kavramı üzerinden yürütülen eleştiriler, Kopuş’un somut bir tarihsel süreçten ziyade, teorik düzlemde gerçekleşen bir ayrışma olarak kaldığını öne sürer. Bu yaklaşım, Kopuş’un tarihten ve toplumdan soyutlanmış bir düşünsel pratik haline geldiğini ima eder. Sonuç olarak, eğer “kopuş” yalnızca fikir düzeyinde kalırsa, teorik ideal ile siyasal gerçeklik arasında ciddi bir kopukluk doğar.

Bu noktada Realist perspektif devreye girer. Devlet, uluslararası sistemin anarşik yapısında varlığını sürdürmek için öncelikle güvenlik, istikrar ve rejim bekası gibi kısa vadeli hedeflere yönelir. Dolayısıyla, Kopuş’un önerdiği uzun vadeli yapısal dönüşümler, Realist mantıkta araçsal bir boyuta indirgenir. Yani devlet, ekonomik bağımsızlık politikalarını sistemden tam bir ayrışma için değil, jeopolitik manevra alanını genişletmek veya büyük güç baskılarını dengelemek amacıyla uygular.

Bu durum, Kopuş’un özündeki devrimci kopuş fikrinin, Realist pratikte stratejik adaptasyona dönüşmesi anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, Kopuş’un teorik radikalizmi, devlet davranışında kontrollü bağımsızlık ve güvenlik temelli özerklik formlarına evrilir. İşte bu noktada Realizm, Kopuş Teorisi’ne yönelik en temel eleştirisini yöneltir:

Devletler, sistemin dışına çıkmak için değil, sistemin içinde kalabilmek için kopuşu kullanır.

B. Realizmin Teoriye Yaklaşımı: Güç, Güvenlik ve Bağımsızlık

Realist uluslararası ilişkiler teorisi, devletlerin temel amacını anarşik uluslararası sistemde beka ve ulusal çıkarın korunması olarak tanımlar. Bu yaklaşımda ekonomik bağımsızlık — Samir Amin’in Kopuş teorisinde olduğu gibi — nihai bir hedef değil, devlet gücünü artırmaya hizmet eden stratejik bir araçtır. Devlet, ekonomik otonomiyi ideolojik veya etik bir değer olarak değil, ulusal güvenliği güçlendiren bir kapasite unsuru olarak görür.

Bu nedenle Realist perspektifte ekonomik kırılganlık, askeri zayıflık kadar stratejik bir risktir. Bir devletin dış finansman, ithalat ya da teknoloji alanında aşırı bağımlı hale gelmesi, Realist bakış açısına göre onun güç projeksiyon kabiliyetini ve karar alma özerkliğini sınırlar. Böylece, Amin’in “kopuş” olarak tanımladığı ekonomik ayrışma, Realist teoride bağımsızlık stratejisi değil, güç dengesini koruma aracı olarak yeniden anlamlandırılır.

Neorealizm (Yapısal Realizm) bu durumu daha sistematik biçimde açıklar. Kenneth Waltz’un çerçevesinde, uluslararası sistemin anarşik doğası, devletleri kendi güvenliklerini sağlama yönünde öz-yardım (self-help) davranışına iter. Bu durumda küresel ekonomik bağımlılık, özellikle dolarizasyon gibi finansal mekanizmalar üzerinden, bir devletin para politikası özerkliğini ve jeoekonomik hareket alanını daraltır. Bu yüzden Realistler, de-dolarizasyon, finansal otonomi, dijital egemenlik veya stratejik yedekleme (hedging) gibi politikaları, küresel kapitalist düzenden ideolojik bir kopuş olarak değil, hegemonya karşısında denge kurma (balancing) girişimi olarak yorumlarlar.

Dolayısıyla, Realist bakış açısından Kopuş, devrimci bir sistem dışına çıkış değil, sistemin içinde kalabilmenin rasyonel biçimidir. Devlet, kopuşu kendi varlığını sürdürmek, bağımsız karar alabilmek ve ulusal gücü maksimize etmek için kullanır. Bu yönüyle Realizm, Amin’in teorisini ideolojik değil, jeopolitik bir strateji olarak yeniden çerçeveler.

C. Realizm ve Kopuşun Kesişimi: Güç Maksimizasyonu vs. Otonom Gelişim

Kopuş Teorisi, çevre ülkeler için küresel sömürü mekanizmalarından kurtulma ve içsel kalkınmayı inşa etme hedefiyle ortaya çıkmış bir Marksist stratejidir. Buna karşın Realizm, aynı “kopuş” süreçlerini dışsal tehditlere karşı özerklik kazanma ve ulusal güvenliği tahkim etme çerçevesinde okur. İki yaklaşım arasındaki temel fark, stratejinin yönelimi ve nihai hedefinde yatar: Amin’in Kopuş’u sistemin dışına çıkmayı, Realizm’in Kopuş’u ise sistemin içinde kalabilmek için denge kurmayı amaçlar.

Bu noktada kopuşun araçsallaşması ortaya çıkar. Devletler, ekonomik bağımsızlık ve otonom kalkınma stratejilerini, Marksist anlamda bir toplumsal dönüşüm aracı olarak değil; rejim güvenliğini sağlamlaştıran, jeopolitik bağımsızlığı artıran bir güç maksimizasyonu enstrümanı olarak uygular. Böylece Kopuş, teorik düzlemde anti-kapitalist bir yeniden yapılanma iken, pratik düzlemde Realist stratejik özerklik politikasına dönüşür.

Bu dönüşümün en somut örneği Rusya Federasyonu’dur. Moskova, küresel sistemden tam bir kopuşu değil, Batı merkezli finansal ve dijital bağımlılık ağlarını sınırlandırmayı hedefleyen kontrollü bir ayrışma stratejisi yürütmektedir. Egemen Runet projesi, de-dolarizasyon politikaları ve içsel teknoloji ekosistemi geliştirme girişimleri, Amin’in öngördüğü radikal bir sistem dışı kalkınmadan ziyade, Realist bir “jeoekonomik savunma hattı” işlevi görmektedir. Bu bağlamda Rusya’nın “kopuşu”, devrimci bir ayrışma değil, sistem içi bir yeniden konumlanma stratejisidir.

Sonuç olarak, Kopuş’un Realist yorumunda “bağımsızlık”, ideolojik bir hedef değil, devlet kapasitesinin uzantısıdır. Amin’in kuramsal olarak tasarladığı yapısal dönüşüm ideali, Realist pratiğin içinde güç, güvenlik ve bekaya indirgenir. Böylece Kopuş’un devrimci özü, Realizmin stratejik aklı içinde denge siyasetine evrilir — sistemden çıkış değil, sistemin içinde kontrollü bir egemenlik alanı yaratma çabası haline gelir.

Aşağıdaki tablo, iki teorik yaklaşımın Kopuş stratejilerine bakışındaki temel farkları özetlemektedir:

Press enter or click to view image in full size

III. Vaka Analizi I: Rusya Federasyonu ve Dijital Kopuş Stratejisi

A. Rusya’nın Küresel Sisteme Entegrasyonu ve Stratejik Kırılganlıkları

Rusya Federasyonu, küresel kapitalist sistemle tam kopuş yerine, seçici entegrasyon ve jeoekonomik direnç stratejisi izleyen bir aktör olarak öne çıkar. Ülke ekonomisinin yapısal omurgası, büyük ölçüde enerji ve hammadde ihracatına dayanır. Petrol, doğalgaz ve metal ihracatı, Rusya’nın küresel piyasalardaki konumunu güçlendirirken aynı zamanda finansal bağımlılığın derinleşmesine yol açmaktadır. Küresel emtia ticaretinin yaklaşık %95’inin ABD doları üzerinden fiyatlandırıldığı düşünüldüğünde, bu durum Moskova için ciddi bir para politikası kısıtı ve stratejik kırılganlık anlamına gelir.

Bu kırılganlık, finansallaşmanın jeopolitik boyutunu da görünür kılar: emtiaların dolar cinsinden işlem görmesi, ABD’nin hem para politikası hem de yaptırım mekanizmaları aracılığıyla küresel ekonomik tahakkümünü sürdürmesini sağlar. Rusya için bu yapı, salt ekonomik bir bağımlılık değil, aynı zamanda egemenliğe yönelik sistemik bir tehdit olarak algılanmaktadır.

2014 Kırım krizi sonrasında başlayan ve 2022’de Ukrayna Savaşı ile keskinleşen Batı yaptırımları, Rusya’yı finansal, teknolojik ve dijital altyapılarda dışa bağımlılığı azaltmaya zorlamıştır. Bu süreçte benimsenen de-dolarizasyon stratejisi, yüzeyde Amin’in öngördüğü “ekonomik kopuş” hedefiyle benzerlik taşısa da, içerik itibarıyla Realist bir direnç politikasıdır. Moskova’nın amacı kapitalist sistemin dışında alternatif bir ekonomi kurmak değil; ABD hegemonyasının finansal kaldıraçlarına karşı savunma hattı oluşturmak ve ulusal gücü maksimize etmektir.

Bu nedenle Rusya’daki kopuş girişimleri, Amin’in öngördüğü toplumsal yeniden yapılanma hedefinden çok, sistem içi güç dengesini yeniden kurmaya yöneliktir. Rusya, ulusal para biriminin uluslararasılaşmasını (rubleden enerji ödemeleri), Çin ile finansal ortaklıklarını, SWIFT dışı ödeme sistemlerini ve dijital egemenlik altyapısını (Runet) geliştirerek, ekonomik kopuşu jeopolitik özerklik aracı haline getirmiştir.

Sonuçta Rusya’nın “kopuşu”, ideolojik bir sistem reddi değil; Batı merkezli finansal hegemonyadan kontrollü bir ayrışma ve çok kutuplu düzende stratejik hareket serbestisi kazanma çabasıdır. Bu anlamda Moskova, Amin’in teorik kopuş vizyonunu Realist güç siyasetine adapte eden bir devlet modeli olarak öne çıkar.

B. “Egemen Runet” Politikası: Dijital Bağımsızlık Mefhumu ve Uygulama

Rusya’nın “Egemen Runet” politikası, ulusal dijital altyapının yapısını yeniden tanımlamayı hedefleyen kapsamlı bir stratejik dönüşüm girişimidir. Siber tehditler ve dış kaynaklı bilgi manipülasyonları karşısında “ulusal güvenliği” koruma gerekçesiyle yürürlüğe konulan yasa, ülke içindeki internet operatörlerinin trafik filtreleme sistemleri kurmasını zorunlu hale getirmiştir. İnternetin istikrarını tehdit eden bir kriz durumunda, ağ kontrolü Roskomnadzor’un (Rusya Federal Radyo ve Televizyon Denetim Kurulu) yetkisine devredilmektedir.

Bu düzenleme, Rusya’nın dijital alanı merkezileştirilmiş bir yönetim ağı üzerinden kontrol etmesine olanak tanır. Kremlin’in stratejik vizyonu, interneti küresel bir kamusal alan olmaktan çıkararak, iç denetim ve siyasal kontrolün temel araçlarından birine dönüştürmektir. Resmî söylemde politika, “siber savaşlara karşı savunma” ve “dijital egemenliği koruma” gerekçeleriyle meşrulaştırılmaktadır; ancak uygulamada Rusya’nın dijital ekosistemi kademeli biçimde küresel internetten yalıtılmakta, ortaya yeni bir “dijital perde” çıkmaktadır.

Bu çerçevede “Egemen Runet”, Samir Amin’in kopuş stratejisinde öngördüğü otonom kalkınma ve bağımsız teknoloji üretimi hedeflerinden ayrılmakta; Realist paradigmada olduğu gibi devlet merkezli güvenlik ve rejimsel istikrar arayışına hizmet eden bir araç haline gelmektedir.

C. Dijital Kopuşun Amin Teorisi Bağlamında İncelenmesi: İzolasyon vs. Kalkınma

“Egemen Runet” politikası, yüzeyde küresel merkezin (özellikle ABD merkezli teknoloji tekellerinin) etkisinden ayrışmayı hedefleyen bir dijital kopuş hamlesi olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle, Samir Amin’in Delinking kavramsallaştırmasıyla biçimsel bir benzerlik taşır. Ancak Rusya örneği, kopuş mekanizmalarının Realist amaçlarla araçsallaştırıldığında nasıl otoriter bir yönelim kazandığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Amin’in teorisinde kopuş, toplumsal dönüşüm, üretim araçlarının yerelleştirilmesi ve otonom kalkınma hedeflerine dayanır. Buna karşın, Rusya’nın dijital stratejisinin temel yönelimi, rejim güvenliği, bilgi akışının kontrolü ve kamuoyunun yönlendirilmesi olmuştur. Runet politikası yalnızca dış tehditlere karşı savunma işlevi görmekle kalmayıp, içeride otoriter konsolidasyonu güçlendiren bir araç haline gelmiştir. Bu süreçte dijital alan, bireysel ifade özgürlüğünün sınırlandığı ve self-sansürün kurumsallaştığı bir kontrol mekanizmasına dönüşmüştür.

Bu tür bir dijital izolasyon, Amin’in öngördüğü otonom kalkınmanın tam tersine sonuçlar üretmektedir. Şeffaflığın azalması, bağımsız bilgi düğümlerinin hızla ortadan kalkması ve teknolojik izolasyonun derinleşmesi, ülkenin inovasyon kapasitesini ciddi biçimde daraltmaktadır. Uluslararası analizlere göre, yalnızca bir yıl içinde Rusya’daki erişilebilir sunucu ve cihaz sayısı yaklaşık %70 azalmıştır; bu durum, iş ve bilim çevrelerinde “teknolojik darboğaz” yaratmış, veri paylaşımını zorlaştırmış ve yenilikçi girişimleri yavaşlatmıştır.

Get Ali Gündoğar’s stories in your inbox

Join Medium for free to get updates from this writer.

Sonuçta, Runet politikası başlangıçta bir kalkınma stratejisi olarak formüle edilse de, hızla iç güvenlik odaklı bir otoriter kontrol rejimine evrilmiştir. Böylece, Realist güvenlik kaygıları (rejim bekası), Amin’in ekonomik otonomi ve toplumsal ilerleme hedeflerini gölgede bırakmıştır. Küresel bilgiye erişimin sınırlandırılması, vatandaşları devlet onaylı ve yerelleştirilmiş hizmetlere hapseden bir “dijital getto” yaratmıştır. Bu durum, dijital alandaki bir “kopuşun”, doğru yönetişim ve demokratik dönüşüm olmaksızın, kalkınma yerine izolasyon ve otokrasi üretebileceğini göstermektedir.

IV. Vaka Analizi II: Türkiye’nin Erken Dönem Bağımsızlık Politikaları ve Milli İktisat

A. Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçişte Milli İktisat’ın Rolü

Millî İktisat politikaları, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidarda olduğu 1913–1918 yılları arasında şekillenmeye başlamış, ancak bu anlayış Cumhuriyet dönemi ekonomik yapılanmasının ideolojik temellerini de derinden etkilemiştir.
Bu politikaların ana amacı, Osmanlı ekonomisinde yabancı ve gayrimüslim sermayenin hâkimiyetini kırmak, yerine ulusal burjuvazi öncülüğünde bir ekonomik yapı inşa etmekti. Millî İktisat, bir yandan ekonomik bağımsızlığı sağlamayı, diğer yandan siyasal egemenliği güçlendirmeyi hedefliyordu. Bu dönemde devletin teşvikleriyle ortaya çıkan yeni girişimciler, kısa sürede “harp zengini” olarak adlandırılan bir sınıfı oluşturdu.
Her ne kadar bu süreç kapitalist birikim modelini benimsemiş olsa da, özünde ulusal ekonominin inşası yoluyla küresel bağımlılığın azaltılması hedeflenmiştir. Dolayısıyla Millî İktisat, Amin’in Kopuş Teorisi’nde tanımladığı “çevrenin merkeze karşı kendi birikim modelini kurma” düşüncesinin erken bir tarihsel izdüşümü olarak değerlendirilebilir.

B. İzmir İktisat Kongresi (1923): Ekonomik Bağımsızlığın Teorik İlanı

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, siyasi bağımsızlığını Lozan’da diplomatik olarak tesis ederken, ekonomik bağımsızlığı da devletin bekasının temel şartı olarak kabul etmiştir.
Bu anlayışın somutlaştığı İzmir İktisat Kongresi, Lozan Antlaşması öncesinde “siyasi zafer, ekonomik bağımsızlık olmadan tamamlanamaz” ilkesiyle toplanmıştır. Kongrede, Osmanlı’yı yarı-sömürge haline getiren kapitülasyonların devamının reddedilmesi, bağımsızlık doktrininin merkezine ekonomik egemenliği yerleştirmiştir.

Kongre kararları, Samir Amin’in Kopuş Teorisi’nin temel bileşenleriyle dikkat çekici biçimde örtüşmektedir:

  • Gümrük Himayesi ve Bağımsızlığı:
    Gümrüklerin milli kontrole alınması ve korumacı politikaların uygulanması, eşitsiz mübadeleye karşı koruma duvarı oluşturma amacına hizmet etmiştir. Bu, çevre ülkelerin küresel sömürü mekanizmalarına karşı kendine yeten bir ekonomik düzen kurma hedefiyle doğrudan paraleldir.
  • Tekellerin Reddi:
    Yabancı sermayeye, devletle ortak dahi olsa, tekel veya imtiyaz verilmemesi yönünde alınan karar, küresel merkez sermayesinin bağımlılık yaratıcı araçlarına karşı radikal bir karşı duruş niteliği taşımaktadır.
  • Milli Finansın Kurulması:
    Finansal bağımsızlığı sağlamak için, devletin en fazla %50 hisseye sahip olacağı milli bir emisyon bankası kurulması önerilmiştir. Bu, sermaye akışının merkezden çevreye bağımlı olmaksızın yerel finansal sistem üzerinden yönlendirilmesi anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda İzmir İktisat Kongresi, Türkiye’nin ekonomik yapılanmasında yalnızca pragmatik bir yeniden inşa değil, aynı zamanda bağımlı kalkınma modeline bilinçli bir itiraz olarak da görülebilir. Bu yönüyle, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ekonomik yönelim, Amin’in “delinking” düşüncesiyle erken dönem tarihsel bir kesişim sergilemektedir.

C. Erken Cumhuriyet Dönemi Ekonomik Politikaları (1923–1939): Realist Mecburiyetin Kopuşa Dönüşümü

İzmir İktisat Kongresi’nin liberal içerikli kararları, 1923–1929 yılları arasında Türkiye ekonomisinde özel teşebbüsün öncelendiği, devletin ise daha çok koruyucu, düzenleyici ve teşvik edici bir rol üstlendiği bir dönemi başlatmıştır. Bu süreçte, Cumhuriyet yönetimi ekonomik kalkınmayı piyasa mekanizmasıyla sağlamaya çalışmış, yerli girişimciliği ulusal kalkınmanın motoru olarak görmüştür.

Ancak bu liberal deneme, beklenen sanayileşme ivmesini yaratamamış; özel sektörün sermaye, teknoloji ve organizasyon kapasitesi yetersiz kalmıştır. 1929 Büyük Buhranı ise küresel ölçekte serbest piyasa modelinin krizini derinleştirerek Türkiye’deki liberal çizginin sürdürülemez olduğunu göstermiştir. Bu koşullar altında devlet, ekonomide müdahaleci ve korumacı bir role yönelmek zorunda kalmış; 1930–1939 yılları arası Devletçilik Dönemi olarak anılmıştır.

Bu dönüşüm, yalnızca iç ekonomik nedenlerle değil, aynı zamanda uluslararası sistemin baskıları ve kırılganlıkları karşısında şekillenmiştir. Genç Cumhuriyet, ekonomik bağımsızlığı bir Realist güvenlik hedefi olarak benimsemiş; dış borçlanmaya ve yabancı sermayeye aşırı bağımlılığın, siyasi egemenliği zayıflatacağını öngörmüştür. Başlangıçta liberal araçlarla ulaşılmak istenen bu hedef, sistemik krizlerin baskısıyla yerini planlı, merkezileşmiş ve devlet kontrollü bir ulusal birikim modeline bırakmıştır.

Dolayısıyla Türkiye’nin 1930’lar Devletçiliği, ideolojik olarak Marksist değil, yapısal olarak Kopuşçu bir karakter taşımaktadır. Kopuş burada, Amin’in teorisinde öngörüldüğü gibi “devrimci bir tercihten” değil, Realist bir zorunluluktan doğmuştur. Yani Türkiye, ekonomik bağımsızlığı güvence altına almak için, küresel merkezin sermaye döngüsünden kontrollü bir ayrışmaya yönelmiştir.

Bu yönüyle Erken Cumhuriyet Dönemi, Realist güvenlik endişeleriyle başlayan bir politik hattın, zamanla Amin’in Delinking çerçevesine benzer bir ekonomik kopuş stratejisine evrildiği nadir tarihsel örneklerden biridir.

V. Teorik Etkileşim ve Ulusalcı Sentez: Amin, Realizm ve Türkiye’nin Bağımsızlık Mefhumu

A. Samir Amin’in Türkiye’ye Etkisi ve Akademik Okumalar

Samir Amin’in düşünsel çerçevesi, 1970’ler ve 1980’lerde Türkiye iktisat tarihi yazınında azgelişmişlik, emperyalizm ve bağımlılık temaları üzerinden güçlü biçimde yankı bulmuştur.⁵ Bu etki, erken Cumhuriyet politikalarının — özellikle Millî İktisat ve Devletçilik — Marksist Bağımlılık Okulu perspektifiyle yeniden okunmasına yol açmıştır. Amin’in merkez-çevre ilişkilerine dayalı analizleri, Çağlar Keyder, Şevket Pamuk ve Fikret Başkaya gibi isimlerin çalışmaları aracılığıyla Türkiye’nin ekonomik tarihini küresel kapitalist yapının dayattığı yapısal bağımlılıklar bağlamında değerlendirmeye yöneltmiştir.
Bu okumalar sayesinde, Türkiye’nin erken dönem kalkınma stratejileri salt içsel politik tercihler olarak değil, dünya-sistemi içerisindeki konumsal mücadeleler olarak ele alınmıştır.

B. Türkiye’nin Bağımsızlık Mefhumu: Ekonomik Otonomi vs. Realist Bekâ Kaygısı

Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki ekonomik bağımsızlık arayışı, temelde Realist güvenlik ve egemenlik kaygılarından doğmuştur. Lozan sonrasında kapitülasyonların reddi ve ulusal pazarın yabancı sermaye hakimiyetinden arındırılması, siyasi egemenliğin ekonomik alanda da kurumsallaştırılması anlamına gelmiştir. Bu, Amin’in önerdiği ekonomik otonomiyle işlevsel olarak örtüşen bir Realist stratejidir.

Millî İktisat bu çerçevede hem güç maksimizasyonunun politik aracı, hem de küresel sistemden kontrollü bir ayrışmanın (kopuşun) ekonomik biçimiydi. Realist hedef, Kopuş mekanizmalarını zorunlu kılmış; Kopuş stratejileri de Realist güvenlik hedefini kalıcılaştıran yapısal dönüşümleri beraberinde getirmiştir.

C. Rusya ve Türkiye Karşılaştırması: Kopuşun Niyet ve Sonuçları

Rusya ve Türkiye örnekleri, Kopuş stratejilerinin niyet ve sonuç bakımından ne kadar farklı yönlere evrilebileceğini gösterir:

  • Türkiye (1920’ler–1930’lar):
    Niyet, tam egemenlik ve kalkınma gibi Realist hedeflerdi. Ancak liberal modelin başarısızlığı ve 1929 kriziyle birlikte, Türkiye zorunlu olarak Amin’in Delinking anlayışına yakın bir yapısal dönüşüme yönelmiştir. Devletçilik, ekonomik otonomi ve sanayileşme ekseninde şekillenen bu model, kalkınma ve ulusal güç üretimini aynı potada birleştirmiştir.
  • Rusya (2010’lar–2020’ler):
    Niyet, siber güvenlik söylemi altında rejim bekası ve iç denetimdir. Sonuç ise kalkınmayı teşvik eden bir otonomi yerine, teknolojik izolasyon ve bilgi kısıtlaması olmuştur. Runet politikası, ekonomik-sosyal bağımsızlıktan ziyade rejimsel otarşi üretmiş; toplumsal formasyonu modernleşme yerine kontrol mekanizmaları doğrultusunda yeniden şekillendirmiştir.

Bu karşılaştırma, kopuşun biçimi kadar niyetinin de belirleyici olduğunu ortaya koyar. Başarılı bir Kopuş, yalnızca dış sistemden ayrılmayı değil, içsel toplumsal formasyonun inovasyon, üretim ve özgür düşünce yönünde yeniden örgütlenmesini zorunlu kılar.

D. Ulusalcı/Milliyetçi Bakışın Senteze Katkısı

Milliyetçilik, Kopuş Teorisi’nin gerektirdiği kolektif irade, toplumsal mobilizasyon ve psikolojik dayanıklılığı sağlayan ideolojik zemindir. Kopuş stratejileri, ulusal bir dava ve beka meselesi olarak sunulduğunda, kitle desteğini ve siyasal meşruiyeti arkasına alabilir.

Erken Cumhuriyet dönemi bu bağlamda özgün bir sentez oluşturmuştur:
Bu politikalar, bir yandan Realist anlamda ulusal güç ve beka hedeflerine hizmet ederken, diğer yandan Amin’in ekonomik otonomi anlayışıyla örtüşen yapısal bağımsızlık adımlarını içermektedir. Ulusalcılık, bu iki hattı birleştiren meşruiyet köprüsü işlevi görmüştür.

Sonuç olarak, Türkiye örneği, Realist zorunluluk ile Kopuşçu hedefin tarihsel bir bileşimini temsil eder. Bu bileşim, Amin’in öngördüğü devrimci ayrışmadan farklı olarak, devlet merkezli bir ulusal kopuş biçiminde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Türkiye, küresel sistemin dışında değil, ona karşı müzakere eden bir periferik güç olarak kendi bağımsızlık modelini inşa etmiştir.

VI. Kapsamlı Analiz ve Sonuç

A. Kopuş Teorisi’nin 21. Yüzyıl Realpolitik İçin Geçerliliği

Samir Amin’in Kopuş Teorisi, küresel kapitalizmin bugünkü formuna –yani finansallaşma, dijital bağımlılık ve teknolojik tekelleşme süreçlerine– uyarlanabilir bir düşünsel çerçeve sunmaya devam ediyor. Artık Kopuş, sadece gümrük himayesi ya da ithalat kısıtlaması gibi klasik araçlarla değil, küresel finans sisteminden dedolarizasyon yoluyla kısmi kopuş ya da dijital egemenlik adına geliştirilen Runet, Great Firewall gibi altyapısal ayrışmalar üzerinden şekilleniyor. Bu yeni form, aslında devletlerin dış kırılganlıklarını minimize etme çabasının Realist bir yansımasıdır.

Fakat burada temel bir çelişki ortaya çıkar: Kopuş, eğer Realist güvenlik stratejisinin bir aracı olarak uygulanırsa –tıpkı erken dönem Türkiye örneğinde olduğu gibi– kısa vadede egemenliği güçlendirir. Ancak, bu strateji toplumsal yenilenmeyi ve üretken otonomiyi teşvik etmek yerine otoriter kontrol mekanizmalarına yönelirse, Amin’in öngördüğü anlamda “bağımsız kalkınma” mümkün olmaz. Rusya’nın dijital izolasyon politikaları bunun en çarpıcı örneğidir: Güvenlik sağlanırken kalkınma durur, egemenlik korunurken inovasyon boğulur. Sonuçta Kopuş, bağımsızlık yerine kendi içine kapanan bir teknolojik gettoya dönüşür.

B. Türkiye Tarihi İçin Kalıcı Dersler

Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemi, ulusal egemenliğin yalnızca siyasal değil, ekonomik düzeyde de tahkim edilmesi gerektiğini açık biçimde göstermiştir. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla başlayan bu süreç, kısa sürede devletin ekonomik alana doğrudan müdahalesini zorunlu kılan bir yapısal dönüşüme evrilmiştir. 1929 Dünya Bunalımı, küresel sistemin çevre ülkeler üzerindeki kırılganlığını ortaya çıkarırken, Türkiye’de Devletçilik politikasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Dolayısıyla Türkiye örneği, Samir Amin’in Kopuş Teorisi’nin soyut bir model olmadığını, ancak Realist zorunlulukların ve milliyetçi ideolojik mobilizasyonun kesişiminde anlam kazandığını kanıtlar. Başka bir deyişle, Türkiye’nin erken dönem kalkınma politikaları, teorik bir kopuştan ziyade, hayatta kalma refleksinin kurumsal biçime bürünmesidir.

C. Nihai Değerlendirme ve Çıkarımlar

Samir Amin’in Kopuş Teorisi, bugünün dünyasında doğrudan bir kalkınma reçetesi olmaktan çıkmış; bunun yerine, ulus-devletlerin güvenlik eksenli ayrışma stratejilerini açıklayan bir düşünsel arka plan haline gelmiştir. Modern çağda “kopuş”, artık devrimci bir kalkınma programı değil, Realist anlamda rejim güvenliği ve stratejik otonomi üretme aracıdır.

Rusya örneği, bu dönüşümün en çarpıcı sonucudur: dijital egemenlik politikası, ekonomik özerklikten çok rejim konsolidasyonuna hizmet eder hale gelmiştir. Böylece, Amin’in öngördüğü toplumsal ilerleme hedefi tersine dönmüş; teknolojik daralma, yenilik kaybı ve küresel izolasyonla sonuçlanmıştır.

Sonuç olarak, başarılı bir otonom kalkınma, yalnızca dış sistemden kopmakla değil, aynı zamanda içsel olarak özgürleştirici, üretken ve yeniliği teşvik eden bir toplumsal düzen kurmakla mümkündür. Realist güvenlik refleksi bu dönüşümü desteklediği ölçüde yapıcı, ancak baskıcı ve kapalı hale geldiğinde kalkınmayı tahrip eden bir faktöre dönüşür.

Alıntılanan çalışmalar

  1. Rusya’da “bağımsız internet” yasası yürürlüğe girdi — [İLKHA] İlke Haber Ajansı, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://ilkha.com/dunya/rusyada-bagimsiz-internet-yasasi-yururluge-girdi-106149
  2. Dijital perde: Rusya internetini nasıl yeniden inşa ediyor …, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://www.bakunetwork.org/tr/news/analytics/14337
  3. İttihat ve Terakki’nin Milli İktisat Politikalarının Neticesioluşan Bir Zümre: Harp Zenginleri ve Bu Zümrenin Türk Romanınayansıması — GCRIS, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://gcris.yyu.edu.tr/entities/publication/010339cb-8580-4291-9963-097dd1dd5216
  4. İzmir İktisat Kongresi — Vikipedi, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir_%C4%B0ktisat_Kongresi
  5. Mülkiye Dergisi » Submission » Samir Amin’in Ardından Türkiye’de …, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://dergipark.org.tr/en/pub/mulkiye/issue/53811/723341
  6. Samir Amin’in Ardından Türkiye’de İktisat Tarihi Tartışmalarını Hatırlamak, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://acikerisim.ege.edu.tr/items/8be441e7-f0f3-479a-b43b-fde63bddb262
  7. Bilimin Özerkliğini Althusser’le Düşünmek — Teori ve Politika, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://teorivepolitika.online/2020/08/14/bilimin-ozerkligini-althusser-le-dusunmek/
  8. (PDF) TÜRK DIŞ POLİTİKASI: AKTÖRLER, KRİZLER, TERCİHLER, ÇÖZÜMLER, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://www.researchgate.net/publication/373522851_TURK_DIS_POLITIKASI_AKTORLER_KRIZLER_TERCIHLER_COZUMLER
  9. Küresel Finansallaşma Sistemi Altında Dolarizasyon ve De-dolarizasyon Mekanizması Üzerine Bir İnceleme — BRIQ | Kuşak ve Yol Girişimi Dergisi, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://briqjournal.com/sites/default/files/yazi-ici-dosyalar/2023-12/BRIQ_C5S1_TR-6-29.pdf
  10. Re-Defining Borders Online: Russia’s Strategic Narrative on Internet Sovereignty — Cogitatio Press, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://www.cogitatiopress.com/mediaandcommunication/article/viewFile/4292/2326
  11. Digital sovereignty or digital dictatorship? How the Kremlin is tightening control over cyberspace during wartime — New Eurasian Strategies Centre, erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://nestcentre.org/digital-sovereignty-or-digital-dictatorship/
  12. 1929: CUMHURİYETİN KURULUŞ YILLARI 1) İZMİR İKTİSAT KONGRESİ (17 ŞUBAT-4 MART 1923), erişim tarihi Kasım 7, 2025, https://sistem.nevsehir.edu.tr/bizdosyalar/887601837ec8e564488a3b32e2cb8140/T%C3%9CRK%C4%B0YE%20EKONOM%C4%B0S%C4%B0%202.%20hafta.pdf

--

--